30 Kasım 2015 Pazartesi

Kimi Güzelliklere Doğar || Nadine Gordimer

"Kimi güzelliklere doğar, kimi sonsuz geceye" 
W. Blake
 
15 yıl önce alıp okumuştum bu kitabı, geçen hafta kitaplığı temizlerken elime geçti. Yazarı Nobel Edebiyat ödülü almış, geçen sene vefat etti diye hatırlıyorum. Kitapta 16 öykü bulunmakta. Öykülerinde siyah ve beyazlar arasında ki problemleri ve ırk ayrımcılığını işlemiş.

En çok kitapla aynı adı taşıyan hikayesi etkilemişti beni. Beyaz aile Rad adında zenci bir çocuğu kiracı olarak evlerine alıyor. Ama ailenin 17 yaşındaki kızı Vera ile arkadaşlık kurup hamile kalınca evlenmeye karar veriyorlar. Rad, Vera'yı ailesi ile tanışması için uçağa bindirirken son anda çantasına plastik bir oyuncak daha koyuyor ve uçak havalanınca patlıyor. Oyuncağın bomba olduğu ortaya çıkıyor. Vera, bebeği ve uçakta ki hiçbir insan sağ kurtulamıyor. Tekrar aynı olay yaşanıp Rad yakalanınca bunu beyazların zencilere çektirdiği acıların intikamını almak için olduğunu açıklıyor.
 
Ne kadar acı...

26 Kasım 2015 Perşembe

Eşekarısı Fabrikası || Iain Banks

“Yüzyılın en iyi 100 romanından biri.”
-The Independent-


“Blyth’ı öldürdükten iki yıl sonra küçük kardeşim Paul’ü öldürdüm, ama Blyth’ın ölümü ile karşılaştırınca daha mühim, daha farklı sebeplerim vardı. Bir yıl sonra da birdenbire gelen bir istekle aynı şeyi Esmerelda için yaptım.
Şu ana kadarki skorum, üç. Yıllardır kimseyi öldürmedim, böyle bir niyetim de yok.
Öyle bir dönem geldi ve geçti.”


Sadece 16 yaşında olan Frank’in olağanüstü özel, aykırı dünyasına – kaldırabilecekseniz eğer – adım atın.


“Bu kitabı okumak cesaret ister.”
-Daily Express-

“Dahice... Dayanılmaz... Muhakkak okunmalı.”
-New York Times-

“Karşınızda yeri göğü yıkabilecek bir hayal gücü.”
-Mail on Sunday-

“Tuhaf, korkunç, elinizden bırakamayacağınız türden.”
-Financial Times-


Tanıtımını okuduğum zaman acaba bu ölümleri okuyabilecek miyim diye düşündüm. Kitabı okumaya başladığım zaman cinayetleri  kafasına koyup, kurgulayıp vakit geçirmeden de gerçekleştiren bir çocuk! Çocuk diyorum size... İlk cinayetini 6 yaşında, ikincisini 8, üçüncüsünü 9 yaşında işlemiş bir çocuktan bahsediyorum. İçinden öldürme isteği geliyor, planını yapıyor ve ölürken izliyor, ne kadar dehşet verici...

Spoiler İçerir
Kitabın ana karakteri Frank. Frank aslında yalnız bir çocuk. Annesi doğar doğmaz terk etmiş, bir kimlik kartı bile yok, babası okula göndermemiş eğitimini evde kendisi vermiş. Çocukken başından talihsiz bir olay geçmiş. Hayvanları yakalayıp, öldürüp başlarını kazıklara çakıyor ve kendi bölgesini ilan ediyor. Tavan arasında bir odası var burada kendisine adına "eşekarısı fabrikası" dediği bir düzeneği var. Labirent gibi odaları var labirentlerin sonunda ise içine saldığı arının kaçışının olmadığı sonunun ölüm olduğu tuzakları var.

Şöyle bir okuyunca ailede ki akrabaları hepsi bir şekilde kafayı yemiş ve ölmüşler. En çok değer verdiği insan abisi Eric ama o da yaşadığı bir olay sonucu doktor olacakken kafayı yemiş ve köpekleri canlı canlı ateşe vermeye başladığı için hasteneye kapatılsa da kaçmayı başarmış.
Babası dersen tuhaf bir insan çalışma odası süreklik kilitli Frank 17 yaşına gelmiş ama içerini daha önce hiç görmemiş. Ve kitabın sonuna doğru Frank'ın içeri girmesi ve başından geçen talihsiz olayı tekrar anlatmasını istemesiyle aslında Frank'ın neden bu kadar vahşileştiğini de öğrenmiş oluyoruz.

Kitap aile, çocuk ve şiddet içerikli olarak yazılmış. Yukarıda yazdıklarım sizi korkutmasın çok fazla gerilimli bir kitap değil. Kitapta çok fazla karekter de yok zaten sürekli Frank'ın anlattıklarını okuyorsunuz. Kitabı okuyup bittikten sonra "ay ne kadar masum" dediğimiz çocukların o kadar da masum olmadığını anlayacaksınız.

21 Kasım 2015 Cumartesi

Yeni Kitap || Tanıtım --> Go! Kitaptan "Konuş Benimle"



Yazar : LAURIE HALSE ANDERSON
Yayınevi : GO!
Etiket Fiyatı : 19.00 TL
Türü : Roman
Çeviren : Duygu Yücel
Editör : Nurten Hatırnaz
Sayfa Sayısı : 304
Baskı Tarihi : Kasım 2015


 Konuşmak gittikçe zorlaşıyordu. Boğazım sürekli acıyor, dudaklarım kuruyordu. Geceleri uyurken çenemi o kadar sıkıyordum ki sabahları başım ağrıyordu… Ne zaman annemle, babamla ya da öğretmenlerden biriyle konuşmaya çalışsam ya kekeliyor ya da donup kalıyordum. Sorunum neydi benim? Melinda Sordino’nun bir sırrı var. Ama sırrını paylaşabileceği kimsesi yok. Bütün arkadaşları, hatta tanımadığı insanlar bile ondan nefret ediyor. Ve günden güne içine kapanan Melinda, çareyi susmakta buluyor. Yalnızlaştıkça susuyor, sustukça yalnızlaşıyor. Ta ki O ŞEY’den kaçıp saklanamayacağını, O GECE’yi unutamayacağını anlayana dek…
Merak edenlere ön okuma:

13 Kasım 2015 Cuma

Satılık || İlknur Birdal


Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."

"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."
(Tanıtım Bülteninden) 



Yeni yeni kitap çıkaran Türk yazarlarımızla tanışıyorum. Onlardan birisi de İlknur Birdal. Kitabını tamamen ismine bakarak aldım. Kalemi gayet güzel, akıcı ve anlaşılır bir tarzda. Kitap aşk ve dram kategorisinde sanırım. Değilse bile benim için öyle oldu.

Kitapta üvey babası tarafından bara satılan 17 yaşında ki Hüzün'ü ve ona sahip olduktan sonra onu buradan kurtarmaya çalışan Devran ile arasıda gelişen olayları anlatıyor... Hüzün'ün geçmişini merak eden Devran sayesinde ortaya çıkan bir sırrı ve daha birçok sırrı bu kitapta bir solukta okuyabilirsiniz. Kısacası Türk sineması tadında bir eser...

Kitapta bir şekilde herkes birbiri ile bağlantılı, aa bu da nereden çıktı diye şaşıracağınız bölümleri çok fazla.
Devran ile Hüzün'ün aşkı
Emir ile Asi'nin aşkı
Umut ile Aysel'in aşkı
Hepsi kendi içinde bir başka güzel.
Dedim ya tam Türk filmi tadında bol bol drama ve aşk.

 

7 Kasım 2015 Cumartesi

Mim: Güne Nasıl Başlıyorum



Görsel Alıntıdır
Beni  "Güne Nasıl Başlıyorum" mimine davet eden Minerva'dan Notlar'a çok teşekkür ediyorum.

Sanırım herkesin sabah rutini birbirine benzerdir.

Sabah yataktan kalkar kalkmaz ilk önce pencereyi açıp havaya bakarım, taze havanın yüzeme vuran temiz ferahlığını her zaman sevmişimdir. Daha sonra doğru banyoya elimi yüzümü yıkayıp kendimi biraz daha açtıktan sonra yatağımı toplayıp bu sefer rotayı mutfağa çeviriyorum.

Görsel Alıntıdır






 Ben sabahları uyanmanın üzerinden bir saat geçmeden kahvaltı edemeyenlerden olduğum için kendime sade ve şekersiz bir kahve hazırlayıp whatsapptaki grubumuzun günaydın ve dünün ve bugünün gelişmelerinin konuşulduğu sohbette buluyorum kendimi. Daha sonra instagram da takip ettiğim sayfalara da göz gezdirdikten sonra rutinim bitmiş oluyor.

İşte bende sabahları böyle bir hal içindeyim sonra günün koşuşturması başlıyor.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Yeni Kitap-Tanıtım -->Koridor Yayıncılıktan "Eşekarısı Fabrikası"



ESER ADI: EŞEKARISI FABRİKASI
YAZAR: Iain Banks
ÇEVİREN: Zübeyde Abat
KİTABIN TÜRÜ: Roman
CİLT BİLGİSİ: Kuşe
KAĞIT BİLGİSİ: 3. hamur (70 gr)
SAYFA SAYISI: 256
KİTAP BOYUTLARI: 13,5-21 cm
BARKOD: 978-605-4629-99-2
ETİKET FİYATI: 20 TL
ÇIKIŞ TARİHİ: 06.11.2015


Yüzyılın en iyi 100 romanından biri.”
The Independent

“Blyth’ı öldürdükten iki yıl sonra küçük kardeşim Paul’ü öldürdüm, ama Blyth’ın ölümü ile karşılaştırınca daha mühim, daha farklı sebeplerim vardı. Bir yıl sonra da birdenbire gelen bir istekle aynı şeyi Esmerelda için yaptım.
Şu ana kadarki skorum, üç. Yıllardır kimseyi öldürmedim, böyle bir niyetim de yok.
Öyle bir dönem geldi ve geçti.”

Sadece 16 yaşında olan Frank’in olağanüstü özel, aykırı dünyasına – kaldırabilecekseniz eğer – adım atın.

“Bu kitabı okumak cesaret ister.” Daily Express
“Dahice... Dayanılmaz... Muhakkak okunmalı.” New York Times
 “Karşınızda yeri göğü yıkabilecek bir hayal gücü.” Mail on Sunday
 “Tuhaf, korkunç, elinizden bırakamayacağınız türden.” Financial Times 
 

2 Kasım 2015 Pazartesi

Kurucunun Kızı || Amy Engel

Dehşet verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye kalanları kimin yöneteceği konusunda Lattimer’lar ve Westfall’lar arasında çıkan savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol, her yıl yapılan bir törenle, kaybeden tarafın kızları ile kazanan tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.
Bu yıl benim sıram gelmişti.
Benim adım Ivy Westfall ve görevim basitti: Başkan’ın oğlunu, müstakbel kocamı öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak.
Ama görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil. Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama kaderimden kaçmama imkân yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim.
Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım…

Zaten tanıtımında Ivy'nın Bishop ile evlendiğini okuyoruz. Evleniyorlar ve ayrı bir eve çıkıyorlar. Bishop Ivy'nın düşündüğü gibi biri çıkmıyor gayet nazik, aklı başında ve mantıklı biri olması Ivy'i şaşırttıyor. Asla Ivy'nin istemediği birşey yapmadığı gibi düşünceleri de değer veriyor ve değiştirmeye çalışmıyor.

Yaşadıkları şehir yüksek ve geçilemez çitlerle çevrilmiş. Yiyecek, giyecek, su ve elektriği dikkatli kullanmak zorundalar. Ve ceza olarakta çitin diğer tarafına atılıp ölüme gönderiliyorsun. Ama Ivy'nın babası bunlara bir son vermek istemekte ve yönetimi ele geçirmesi gerekmektedir bunun için babası Ivy'i görevlendirmiştir.

Ivy yapması gereken görevler. Kocanın güvenini kazan, adliyede işi gir, silahların yerini ve kodunu öğren ve kocanı öldür. Gerisini babası ve onun arkasında duranlar tamamlayacak.
Ama bir sorun vardır kocası ve onun babası kendi babasının anlattığı gibi biri değildir. Özellikle Bishop'u tanıdıkça onu öldürmek istemediği ve yavaş yavaş ona bağlanmaya başladığı fark eder. Yinde de bütün görevlerini yerine getirir sadece son görevini tamamlayamayacağını anlayarak adliyeye bir not bırakır ve gizliden kendini ihbar ederek hapse girer. Hapiste sadece iş arkadaşı yardım eder ailesi onu bir çırpıda silerek dengesiz olduğunu söyleyerek görüşmek bile istemezler. Ve beklenen son; Ivy çitin diğer tarafına atılır.

>>>>
Yorumlara bakarak aldım bu kitabı. Konusu gerçekten çok güzel ama ben daha fazla hareket bekliyordum ne bileyim Ivy bir iki ters takla atıp bir iki oğlanı dövse fena olmazdı hani =)) Yine Ivy'nin düşüncelerini daha fazla bilmek ve öfkesine daha fazla ortak olmak isterdim.Bundan sonra ki adımı ne olacak diye daha fazla heyecanla sayfaları çevirmek isterdim.

Yazar sonunu yine de merak etmemi sağlayacak bir sonla bitirmiş, sanırım ikinci kitabı almamı sağlayan bu sondaki meraklı bitiriş olacak.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Kor Adası || Kimberley Freeman

Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.

1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur. Yaşadığı talihsizlikler onu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir malikâneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini anlayacaktır…

2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater Malikânesi'nin duvarları, onun yıllardır sakladığı büyük sırrının kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir gizemi çözmesini sağlayacaktır.

Üçüncü kitabıyla hayranlarının kalbine bir kez daha kazınacak olan Kimberley Freeman'ın romanı Kor Adası, yarım kalan gerçeklerin sonsuza kadar saklı kalamayacağını ve ne olursa olsun kalbimizin sesine kulak vermemiz gerektiğini anlatıyor.


Yazarın daha önce ki kitapları olan Kır Çiçeği Tepesi ve Deniz Feneri Koyu adlı kitaplarını okuyup çok beğendiğim için hiç düşünmeden son kitabını da alıp bir çırpıda okudum. Tarzını zaten biliyorsunuzdur günümüzle geçmişi harmanlayarak iki farklı hikayeyi bir kitapta toplayıp sonunda da birbirine bağlamayı başarıyor.

1891-- Tilly tesadüfen tanıştığını düşündüğü Jasper ile altı hafta içinde evleniyor. Ama Jasper onun düşündüğü ve sevdiği gibi bir insan çıkmıyor. Tilly sadece parası için istiyor ve sevgilisi ile ondan kurtulmak içinplanlar yapıyorlar. Herşeyi öğrenen Tilly ise kaçmak için plan yaptığı gece yanlışlıkla gaz lambasına çarpıp evde yangın çıkmasına sebeb oluyor. Gözlerinin önünde ev yanarken içeriden kocası ve sevgilisinin çıkmadığı görünce öldüklerini anlayarak oradan kaçıyor. Son bir umut kocasının sevgilisi olan Chantelle Lajeune'nin kaldığı odaya bakıyor ama polislerin geldiği ve onun yerine kendisinin öldüğünü düşündüklerinden Chantelle'nin pasaportunu alıp kaçıyor. Avusturalya'ya gelen Tilly burada cezaevi müdürünün kızı Eleanor'a mürebbiyelik yapıyor...

2012-- Nina ünlü bir yazardır ve kafasını toplamak için büyük büyükannesi Eleanor'a ait olan Kor adasında ki eve dönüp hem tadilat işlerini bitirmek hemde yeni kitabını yazmak istemektedir. Burada Eleanor'a ait izler bulması onu geçmişi hakkında daha da meraklı hale getirmektedir...

Evet.. Yeteri kadar kitap hakkında yazdım buna pek spoiler denilemez dimi sonuçta hikayenin en merak edilen bölümlerini yazmıyorum =))


Yazar bu kitabında da kadınların çektiği acıları ve duygularını yine ön planda tutmuş. Karakterin yaşadığı kırgınlığı, yeni hayat mücadelesini, geçmişin vicdan azabını ince ince işleyerek okuyucunun yine yüreğine dokunmayı başarmış.

Tilly'in hikayesi çok güzeldi, Nina'nın hikayesi biraz pasif kalmış ama yine de okumaya değer.

Yeşil Deniz Kabuğu || Sarah Jio ---> Yeni Kitap

Yirmili yaşlarda hayat daha kolaydı.
Özellikle de konu aşk olduğunda.
Biriyle tanışıyordun, sen onları seçiyordun, onlar seni seçiyordu.
Birlikte dünyayı fethedebilirdiniz. Paris'e taşınabilirdiniz.
Bir sürü çocuk sahibi olabilir veya çiftçilik yapabilirdiniz.
Günlük tuttuğunuz zamanlarda yazdığınız her şeyi yapabilirdiniz.
Hayaller, parlak, çarpıcı renklerde yaşanacaktı.
Hayat sizindi, ikinizindi.
Her şeye birlikte göğüs gerip birlikte yaşayabilirdiniz.
Hayatınızı birine bağlardınız ve gerisi önemini kaybederdi.
Peki ya şimdi?

23 Ekim 2015 Cuma

Başka Dilde Aşk II Mia Sheridan


New York Times, USA Today ve Wall Street Journal Çoksatan Romanı Başka Dilde Aşk, korkunç bir gecenin hatıralarına zincirlenmiş bir kadının ve sevgisiyle o zincirleri kırabilecek adamın hikâyesi. 
Geçmişin acı yüklü izlerini taşıyan sessiz bir adamın ve sesini bulmasına yardım edebilecek kadının hikâyesi. Acının, kaderin ve aşkın iyileştirici gücünün hikâyesi… 
 
“Kusursuz ve dokunaklı anlatımıyla, Bree ve Archer’ın yürek burkan ama gerçekten büyüleyici aşk hikâyesi içinizi ısıtacak.” –Natasha is a Book Junkie 
 
“Duygusal, etkileyici ve kesinlikle farklı… Okumaya alıştığınız her şeyden öylesine farklı ki… Kesinlikle kaçırılmaması gerekiyor!” –Aestas Book Blog 
 
“Ayaklarınızı yerden kesecek, duygusal ve romantik bir hikâye.” –Totallybooked Blog


Sen nasıl güzel bir kitapsın böyle...

Hani kitaplarda hep masum ve güzel kızlara aşık olunur ya bu kitapta ise masum ve çok yakışıklı bir oğlanımız var.

Kendi acılarından kaçan Bree geçici olarak gittiği küçük bir kasabada Archer ile karşılaşır.
Yalnız ve hayatı bilmeyen Archer'e karşı olan merakına yenik düşen Bree en sonunda onunla tanışır.
Geçirdiği kaza yüzenden konuşamayan ama duyabilen Archer ile işaret dilini konuşmaya başlayarak anlaşırlar.
Kendini tanımasına ve kalıplarını yıkmasına yardımcı olan Bree ile çok güzel bir aşkın içinde bulurlar kendilerini.

Kitaptaki aşk çok güzeldi naifti, keşke yazar cinsellik boyunu da anlatırken biraz daha naif yazsaydı. Kitap tanıtımın da çok fazla konusuna yer vermediği için bende yazarak okumak isteyenlerin hevesini kırmak istemiyorum ama biraz alıntı sanırım kitap için olan merakı kırmaz =)

"Yalnız değilsin bebeğim. Ben buradayım. Hiçbir yere gitmeyeceğim. Buradayım."
Bana baktıktan sonra yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. 'Sana bahsettiğim yük buydu, Bree. Senin sevmenin yükü bu işte.'
"Seni sevmek bir yük değil. Seni sevmek bir onur ve sevinç, Archer. Baldırlarını ellerimle tutabileyim diye onunla konuşmak içim sesimi kullandım. Temas önemli hissettiriyordu. Sırf onun için değil, benim de buna ihtiyacım vardı. "Uğraşsan da seni sevmekten vazgeçmemi sağlayamazsın. Benim için bir seçenek değil. Sadece gerçek."

Çenesini parmaklarımın arasına çekerek yüzünü bana doğru kaldırdım. Elimi aşağıya indirim, 'Bulunacak birşey yok. Bildiğim şey ise o gün kapımdan giren sendin ve ben kalbimi kaybettim. Ama herhangi bir kız olduğun için değil, sen olduğun içindi. Ben kalbimi sana kaybettim. Ve eğer merak ediyorsan Bree, geri istemiyorum,' dedim.

21 Ekim 2015 Çarşamba

Özgürlüğün Elli Tonu II E.L James

Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı...

Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak.

Anastasia Steele'in ne istediğini bilen, göz alıcı iş adamı Christian Grey'le tanışması, her ikisinin de hayatlarını geri dönülmez biçimde değiştiren şehvetli bir ilişkinin kıvılcımını çakmıştır. Christian'ın sıra dışı zevkleri karşısında şoka uğrayan, ondan hem hoşlanan hem de korkan Ana, daha derin bir bağlılık istiyordur. Onu yanında tutmaya kararlı olan Christian, bunu kabul eder.

Şimdi her şeye sahiptirler; aşk, tutku, yakınlık, servet ve sonsuz olasılıklarla dolu bir dünya. Ana, Grey'i sevmenin kolay olmayacağını ve beraberliklerinin her ikisinin de tahmin edemeyeceği zorluklar getireceğinin her zaman farkında olmuştur. Anastasia'nın kendi benliğinden ve bağımsızlığından ödün vermeden Grey'in yaşam stiline uyum sağlamayı öğrenmesi, Grey'inse kontrol dürtüsünü aşması ve kendisini altüst eden fırtınaları arkasında bırakması gerekmiştir.

Ama geçmişle hesapları henüz kapanmamıştır. Tam her şeye sahip gibi göründükleri bir anda, talihsizlik ve kader bir araya gelip Ana'nın en korkunç kâbuslarını gerçeğe dönüştürür...


En sonunda kitap bitti.
Aşkın, sevginin en güzel halini bu kitapta yaşadılar. Grey kendini sarıp sarmaladığı kalıplardan Ana sayesinde kurtulmaya çalışıyor. Daha uysal daha sevgi dolu oluyor. Ana yine bildiğimiz Ana, kendi çapında...

Ama diğer iki kitaba göre yazar sanki biraz anlatım tarzından biraz sapmış gibi. Başlarda anlatılan balayı bana sıkıcı geldi. Christian desen kendini aşmış eski halinden ve tavrından eser yok.

Ana'nın babasının kazası, Christian kardeşi Mia'nın kaçırılması ve Ana'nın onu kurtarmak isterken ölümlerden dönmesi gibi kitaba daha fazla karakterlerin hayatları sıkıştırılmış. Ve sonunda beklendik durum olan Ana'nın hamile kalması Christian bu duruma çok soğuk bakması ama yine de kabullenip sevgi dolu birine dönüşmesini okuyoruz.

Ama kitap o kadar, yazar pat diye bitirmiş.
Evli, mutlu, çocuklu diye bitti diyebilirim.

Birde kitabın sonunda Grey kitabının haberini vermek için onun gözünden yazılmış bir kaç sayfa var. Merak etmiyor değilim ama 1 sene sonra okumayı düşünüyorum =))

Karanlığın Elli Tonu II E.L.James

Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı...
Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak.
Ruhu yaralı genç girişimci Christian Grey'in karanlık sırlarının yıldırdığı Anastasia Steele, ilişkilerine son noktayı koyup bir yayınevinde çalışmaya başlar.
Ama Grey'e duyduğu karşı konulmaz çekim hâlâ etkisini sürdürmektedir. Grey yeni bir teklifle gelince ona karşı koyamaz. Nihayet her şey daha iyiye gidiyor gibi göründüğü sırada birden geçmişin hayaletleri ortaya çıkar. Anastasia, sorunlu, hırslı ve talepkâr Elli Ton'un sinir bozucu geçmişi hakkında, tahminlerinin çok ötesinde şeyler öğrenir ve ilişkileri bir kez daha tehdit altına girer.
Grey içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana da hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalır.
Ve bu kararı tek başına vermelidir...


 
 
İlk kitapta son sürat kaçan kızımız bu kitapta dayanamayıp elli tonuna geri dönüyor, aşkları kaldığı yerden devam ediyor. 
 
Aşkları bir taraftan son sürat devam ederken, her iki tarafta da kıskançlıklar diz boyuna çıkıyor. Christian'ın eski itaatkarı Anastasia'yı takip ediyor. Anastasia'nın da patronu ona sarkıntılık edip, bi ton sopa yiyerek işinden oluyor ve intikam peşine düşünüyor...
Yani bu kitapta daha fazla aşk ve daha fazla aksiyon var.
Ve Ana olmadan yapamayacağını anlayan Grey evlenme teklifi ile hepimizi şaşırtıyor.
 Eveeet...
Evlendiklerine göre bakalım üçüncü kitapta yazar bize neyi anlatacak?
================================================================
Anastasia ve Christian'ı ilk kitapta tanıdım, karakterlerini öğrendim bu kitapta ise iyice bir kaynaştık. Dünyaya Grey'in gözlerinden bakmaya çalıştım. Ana gibi içime düşüncelerimi şekillendiren bir tanrıça bile kaçtı diyebilirim. =) 
 
İlk kitaptan daha güzel daha duygusalmış bu kitap, pek sevdim.