28 Ekim 2015 Çarşamba

Kor Adası || Kimberley Freeman

Göz ardı ettiğiniz gerçekler er ya da geç çıkar karşınıza tamamlanmak için. Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.

1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur. Yaşadığı talihsizlikler onu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir malikâneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini anlayacaktır…

2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater Malikânesi'nin duvarları, onun yıllardır sakladığı büyük sırrının kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir gizemi çözmesini sağlayacaktır.

Üçüncü kitabıyla hayranlarının kalbine bir kez daha kazınacak olan Kimberley Freeman'ın romanı Kor Adası, yarım kalan gerçeklerin sonsuza kadar saklı kalamayacağını ve ne olursa olsun kalbimizin sesine kulak vermemiz gerektiğini anlatıyor.


Yazarın daha önce ki kitapları olan Kır Çiçeği Tepesi ve Deniz Feneri Koyu adlı kitaplarını okuyup çok beğendiğim için hiç düşünmeden son kitabını da alıp bir çırpıda okudum. Tarzını zaten biliyorsunuzdur günümüzle geçmişi harmanlayarak iki farklı hikayeyi bir kitapta toplayıp sonunda da birbirine bağlamayı başarıyor.

1891-- Tilly tesadüfen tanıştığını düşündüğü Jasper ile altı hafta içinde evleniyor. Ama Jasper onun düşündüğü ve sevdiği gibi bir insan çıkmıyor. Tilly sadece parası için istiyor ve sevgilisi ile ondan kurtulmak içinplanlar yapıyorlar. Herşeyi öğrenen Tilly ise kaçmak için plan yaptığı gece yanlışlıkla gaz lambasına çarpıp evde yangın çıkmasına sebeb oluyor. Gözlerinin önünde ev yanarken içeriden kocası ve sevgilisinin çıkmadığı görünce öldüklerini anlayarak oradan kaçıyor. Son bir umut kocasının sevgilisi olan Chantelle Lajeune'nin kaldığı odaya bakıyor ama polislerin geldiği ve onun yerine kendisinin öldüğünü düşündüklerinden Chantelle'nin pasaportunu alıp kaçıyor. Avusturalya'ya gelen Tilly burada cezaevi müdürünün kızı Eleanor'a mürebbiyelik yapıyor...

2012-- Nina ünlü bir yazardır ve kafasını toplamak için büyük büyükannesi Eleanor'a ait olan Kor adasında ki eve dönüp hem tadilat işlerini bitirmek hemde yeni kitabını yazmak istemektedir. Burada Eleanor'a ait izler bulması onu geçmişi hakkında daha da meraklı hale getirmektedir...

Evet.. Yeteri kadar kitap hakkında yazdım buna pek spoiler denilemez dimi sonuçta hikayenin en merak edilen bölümlerini yazmıyorum =))


Yazar bu kitabında da kadınların çektiği acıları ve duygularını yine ön planda tutmuş. Karakterin yaşadığı kırgınlığı, yeni hayat mücadelesini, geçmişin vicdan azabını ince ince işleyerek okuyucunun yine yüreğine dokunmayı başarmış.

Tilly'in hikayesi çok güzeldi, Nina'nın hikayesi biraz pasif kalmış ama yine de okumaya değer.

Yeşil Deniz Kabuğu || Sarah Jio ---> Yeni Kitap

Yirmili yaşlarda hayat daha kolaydı.
Özellikle de konu aşk olduğunda.
Biriyle tanışıyordun, sen onları seçiyordun, onlar seni seçiyordu.
Birlikte dünyayı fethedebilirdiniz. Paris'e taşınabilirdiniz.
Bir sürü çocuk sahibi olabilir veya çiftçilik yapabilirdiniz.
Günlük tuttuğunuz zamanlarda yazdığınız her şeyi yapabilirdiniz.
Hayaller, parlak, çarpıcı renklerde yaşanacaktı.
Hayat sizindi, ikinizindi.
Her şeye birlikte göğüs gerip birlikte yaşayabilirdiniz.
Hayatınızı birine bağlardınız ve gerisi önemini kaybederdi.
Peki ya şimdi?

23 Ekim 2015 Cuma

Başka Dilde Aşk II Mia Sheridan


New York Times, USA Today ve Wall Street Journal Çoksatan Romanı Başka Dilde Aşk, korkunç bir gecenin hatıralarına zincirlenmiş bir kadının ve sevgisiyle o zincirleri kırabilecek adamın hikâyesi. 
Geçmişin acı yüklü izlerini taşıyan sessiz bir adamın ve sesini bulmasına yardım edebilecek kadının hikâyesi. Acının, kaderin ve aşkın iyileştirici gücünün hikâyesi… 
 
“Kusursuz ve dokunaklı anlatımıyla, Bree ve Archer’ın yürek burkan ama gerçekten büyüleyici aşk hikâyesi içinizi ısıtacak.” –Natasha is a Book Junkie 
 
“Duygusal, etkileyici ve kesinlikle farklı… Okumaya alıştığınız her şeyden öylesine farklı ki… Kesinlikle kaçırılmaması gerekiyor!” –Aestas Book Blog 
 
“Ayaklarınızı yerden kesecek, duygusal ve romantik bir hikâye.” –Totallybooked Blog


Sen nasıl güzel bir kitapsın böyle...

Hani kitaplarda hep masum ve güzel kızlara aşık olunur ya bu kitapta ise masum ve çok yakışıklı bir oğlanımız var.

Kendi acılarından kaçan Bree geçici olarak gittiği küçük bir kasabada Archer ile karşılaşır.
Yalnız ve hayatı bilmeyen Archer'e karşı olan merakına yenik düşen Bree en sonunda onunla tanışır.
Geçirdiği kaza yüzenden konuşamayan ama duyabilen Archer ile işaret dilini konuşmaya başlayarak anlaşırlar.
Kendini tanımasına ve kalıplarını yıkmasına yardımcı olan Bree ile çok güzel bir aşkın içinde bulurlar kendilerini.

Kitaptaki aşk çok güzeldi naifti, keşke yazar cinsellik boyunu da anlatırken biraz daha naif yazsaydı. Kitap tanıtımın da çok fazla konusuna yer vermediği için bende yazarak okumak isteyenlerin hevesini kırmak istemiyorum ama biraz alıntı sanırım kitap için olan merakı kırmaz =)

"Yalnız değilsin bebeğim. Ben buradayım. Hiçbir yere gitmeyeceğim. Buradayım."
Bana baktıktan sonra yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. 'Sana bahsettiğim yük buydu, Bree. Senin sevmenin yükü bu işte.'
"Seni sevmek bir yük değil. Seni sevmek bir onur ve sevinç, Archer. Baldırlarını ellerimle tutabileyim diye onunla konuşmak içim sesimi kullandım. Temas önemli hissettiriyordu. Sırf onun için değil, benim de buna ihtiyacım vardı. "Uğraşsan da seni sevmekten vazgeçmemi sağlayamazsın. Benim için bir seçenek değil. Sadece gerçek."

Çenesini parmaklarımın arasına çekerek yüzünü bana doğru kaldırdım. Elimi aşağıya indirim, 'Bulunacak birşey yok. Bildiğim şey ise o gün kapımdan giren sendin ve ben kalbimi kaybettim. Ama herhangi bir kız olduğun için değil, sen olduğun içindi. Ben kalbimi sana kaybettim. Ve eğer merak ediyorsan Bree, geri istemiyorum,' dedim.

21 Ekim 2015 Çarşamba

Özgürlüğün Elli Tonu II E.L James

Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı...

Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak.

Anastasia Steele'in ne istediğini bilen, göz alıcı iş adamı Christian Grey'le tanışması, her ikisinin de hayatlarını geri dönülmez biçimde değiştiren şehvetli bir ilişkinin kıvılcımını çakmıştır. Christian'ın sıra dışı zevkleri karşısında şoka uğrayan, ondan hem hoşlanan hem de korkan Ana, daha derin bir bağlılık istiyordur. Onu yanında tutmaya kararlı olan Christian, bunu kabul eder.

Şimdi her şeye sahiptirler; aşk, tutku, yakınlık, servet ve sonsuz olasılıklarla dolu bir dünya. Ana, Grey'i sevmenin kolay olmayacağını ve beraberliklerinin her ikisinin de tahmin edemeyeceği zorluklar getireceğinin her zaman farkında olmuştur. Anastasia'nın kendi benliğinden ve bağımsızlığından ödün vermeden Grey'in yaşam stiline uyum sağlamayı öğrenmesi, Grey'inse kontrol dürtüsünü aşması ve kendisini altüst eden fırtınaları arkasında bırakması gerekmiştir.

Ama geçmişle hesapları henüz kapanmamıştır. Tam her şeye sahip gibi göründükleri bir anda, talihsizlik ve kader bir araya gelip Ana'nın en korkunç kâbuslarını gerçeğe dönüştürür...


En sonunda kitap bitti.
Aşkın, sevginin en güzel halini bu kitapta yaşadılar. Grey kendini sarıp sarmaladığı kalıplardan Ana sayesinde kurtulmaya çalışıyor. Daha uysal daha sevgi dolu oluyor. Ana yine bildiğimiz Ana, kendi çapında...

Ama diğer iki kitaba göre yazar sanki biraz anlatım tarzından biraz sapmış gibi. Başlarda anlatılan balayı bana sıkıcı geldi. Christian desen kendini aşmış eski halinden ve tavrından eser yok.

Ana'nın babasının kazası, Christian kardeşi Mia'nın kaçırılması ve Ana'nın onu kurtarmak isterken ölümlerden dönmesi gibi kitaba daha fazla karakterlerin hayatları sıkıştırılmış. Ve sonunda beklendik durum olan Ana'nın hamile kalması Christian bu duruma çok soğuk bakması ama yine de kabullenip sevgi dolu birine dönüşmesini okuyoruz.

Ama kitap o kadar, yazar pat diye bitirmiş.
Evli, mutlu, çocuklu diye bitti diyebilirim.

Birde kitabın sonunda Grey kitabının haberini vermek için onun gözünden yazılmış bir kaç sayfa var. Merak etmiyor değilim ama 1 sene sonra okumayı düşünüyorum =))

Karanlığın Elli Tonu II E.L.James

Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı...
Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak.
Ruhu yaralı genç girişimci Christian Grey'in karanlık sırlarının yıldırdığı Anastasia Steele, ilişkilerine son noktayı koyup bir yayınevinde çalışmaya başlar.
Ama Grey'e duyduğu karşı konulmaz çekim hâlâ etkisini sürdürmektedir. Grey yeni bir teklifle gelince ona karşı koyamaz. Nihayet her şey daha iyiye gidiyor gibi göründüğü sırada birden geçmişin hayaletleri ortaya çıkar. Anastasia, sorunlu, hırslı ve talepkâr Elli Ton'un sinir bozucu geçmişi hakkında, tahminlerinin çok ötesinde şeyler öğrenir ve ilişkileri bir kez daha tehdit altına girer.
Grey içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana da hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalır.
Ve bu kararı tek başına vermelidir...


 
 
İlk kitapta son sürat kaçan kızımız bu kitapta dayanamayıp elli tonuna geri dönüyor, aşkları kaldığı yerden devam ediyor. 
 
Aşkları bir taraftan son sürat devam ederken, her iki tarafta da kıskançlıklar diz boyuna çıkıyor. Christian'ın eski itaatkarı Anastasia'yı takip ediyor. Anastasia'nın da patronu ona sarkıntılık edip, bi ton sopa yiyerek işinden oluyor ve intikam peşine düşünüyor...
Yani bu kitapta daha fazla aşk ve daha fazla aksiyon var.
Ve Ana olmadan yapamayacağını anlayan Grey evlenme teklifi ile hepimizi şaşırtıyor.
 Eveeet...
Evlendiklerine göre bakalım üçüncü kitapta yazar bize neyi anlatacak?
================================================================
Anastasia ve Christian'ı ilk kitapta tanıdım, karakterlerini öğrendim bu kitapta ise iyice bir kaynaştık. Dünyaya Grey'in gözlerinden bakmaya çalıştım. Ana gibi içime düşüncelerimi şekillendiren bir tanrıça bile kaçtı diyebilirim. =) 
 
İlk kitaptan daha güzel daha duygusalmış bu kitap, pek sevdim.

15 Ekim 2015 Perşembe

Günaydın

Lütfen alışkanlık yapın, güne gülümseyerek başlayın.
GÜNAYDIN
=)    =)   =)    =)

14 Ekim 2015 Çarşamba

Küçük Prens II Antoine de Saint-Exupery

Küçük Prens, uçağı arızalanınca çöle inmek zorunda kalan ve orada başka bir gezegenden gelen son derece sıra dışı, küçük bir çocukla karşılaşan bir pilotun masalsı öyküsü. Minicik gezegeninden yola çıkıp altı gezegeni ziyaret eden ve her birinde değişik tiplerle tanışan Küçük Prens sonunda yedinci gezegen olan Dünya'ya iner ve pilotla karşılaşır. Pilot uçağını onarmaya çalışırken bir yandan da Küçük Prens'in hikâyesini dinler. Evine dönmeye çalışan sadece pilot değil, gezegenini ve orada bıraktığı çiçeğini de özleyen Küçük Prens'tir. Dünyadaki bütün dillere çevrilen ve küçük büyük herkesin başucu kitabı olan Küçük Prens, bizi hayatın olumlu yanlarıyla tanıştıran, her şeye farklı bir gözle bakmamızı sağlayan eşsiz bir hazine.

Yazar: Antoine de Saint-Exupery


Küçüklerden çok büyüklerin okuduğu, içinde yetişkin insanların hayatını ve küçük bir çocuğun gözünden bunların nasıl algılandığını anlatıyor.

Sahra çölüne zorunlu iniş yapmak zorunda kalan pilot ile altı gezegenden sonra dünyaya iniş yapan küçük prensin arasında ki dialogları insanı bir hayli düşündürüyor, kendisini sorgulamasını sağlıyor.

Küçük prensin gezdiği gezenlerde ki büyükler otorite tutkusu, kendini beğenmişlik, umutsuzluk, sahip olma tutkusu, klişeleşmiş bir görev, bilime kendini adama gibi duygularda yoğunlaşmış. Ve dünyada da pilotla kayda değer bir çok öğüt niteliğinde konuşmalar mevcut.

Kısacası okuyun, okutturun.

4 Ekim 2015 Pazar

Okuoku.com Siparişim Geldi

 
 
 
 
 
 
 
 
 Kitap siparişim geldi.
Nasıl bir sevinçtir bu bende ki!
Yaptım bir kahve oturdum karşılarına,
Çevirip duruyorum sayfaları,
Kokluyorum, sarılıyorum.
Çok mutluyum...
 
 
 
 
 
Okuoku.com'dan ilk defa sipariş verdim. Genelde çoğu alışverişimi kitapsihirbazı.com'dan yapıyorum. Kitapları güzel paketlemişler, çeşitli ayraç ve kendi özel ayraçlarının yanına da kitap okurken keyif yapabilmemiz için kahve koymuşlar çok düşünceliler. =)
 
İki site de  fiyat konusunda güzel indirimler yapıyorlar. Sosyal medya hesaplarından indirimleri bildiriyorlar. Bende indirimleri akip edip kitap için ayırdığım bütçe ile daha fazla kitap alabiliyorum. 

1 Ekim 2015 Perşembe

Grinin Elli Tonu II E.L.James

Edebiyat öğrencisi Ana Steele, genç girişimci Christian Grey'le röportaj yapmaya gittiğinde son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adamla karşılaşır. Toy ve masum Ana, bu adama duyduğu arzu karşısında şaşkına döner ve adamın gizemli doğasına rağmen ona yakınlaşma arzusuyla yanıp tutuşur. Ana'nın güzelliğine, zekâsına ve özgür ruhuna direnemeyen Grey de onu istediğini kabul eder ancak şartları vardır…

Grey'in sıra dışı erotik istekleri karşısında şoka uğrayan ama bir yandan da heyecana kapılan Ana tereddüde düşer. Büyük başarısına rağmen -çok uluslu şirketleri, uçsuz bucaksız serveti ve sevgi dolu bir ailesi vardır- Grey şehvete esir olmuş ve hükmetme hırsı olan bir adamdır. Çift, cüretkâr ve tutkulu bir fiziksel ilişkiye yelken açarken Ana, Christian'ın karanlık sırlarını ve kendi gizli arzularını keşfeder.
(Tanıtım Bülteninden)





Kitap hiç aşık olmamış saf ve deneyimsiz Anastasia ile zengin girişimci sıra dışı istekleri ve hükmetme hırsı olan Christian Grey arasındaki ilginç hayatı anlatıyor.

Bu kitap hakkında çok şey söylendi çok şey yazıldı. Kimisi çok beğendi yere göğe sığdıramadı, kimisi yerden yere vurdu. Bende bu ikisi arasında kalanlardanım. Kitap yetişkin kitaplarının anasıymış meğer hepsi bu kitaptan sonra doğmuş sanki. Ama insan oğlu meraktan okuyor yine okuyor yani...

Chiristian, Ana'yı daha ilk görüşte itaatkarlarından biri yapmayı kafasına koyuyor, onun iş yerine gidiyor, pahalı hediyeler gönderiyor ve en sonunda gizlilik anlaşmasını açıklayarak ne istediğini dile getiriyor.

Ama Ana'nın bakire ve tecrübesiz olduğunu öğrendiği zaman şaşırsa da bu işten vazgeçmiyor. ve ikili kendilerini Chiristian'ın tutkulu isteklerini gerçekleştirirken buluyor. Kitapta yüz kızartıp utandıran cinsten fanteziler bulunmakta. Tabi kitap sadece bundan ibaret değil, zengin iş adamının neden böyle olduğunu anlamaya çalışan Ana'nın duygularını da öğreniyoruz. Ama Ana en sonunda bu isteklerle başa çıkamayacağını anlıyor.

Yazar ikinci kitabı deli gibi merak etmemizi sağlayan bir sonla bitirmiş. Bakalım ikinci kitapta Ana'yı neler bekliyor.


29 Eylül 2015 Salı

OkuOku Sitesinden Kitap Alışverişi


Okuoku sitesinde çok güzel indirimler var, baktım herkes bu indirimden faydalanıyor bende indirimi kaçırmamak için hemen kitaplarımı seçtim.

Bu siteden yapacağım ilk alıverişim olacak umarım memnun kalırım.

13 Eylül 2015 Pazar

Selvi Atıcı | Sen

(Tanıtım Bülteninden) 
Sayfa Sayısı: 424 
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Müptela Yayınları
 
Kardeşinin intikamını almak için çıktığın yolda aşkla karşılaşırsan…

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, bilirsiniz. Üstelik bahsi geçen bir kadın ise, asla! Dövüş sanatları uzmanı olan Süheyla, kardeşinin intikamını almak için çıktığı yolculukta kalbini tam bir baş belasına kaptırdı. Ruhu intikam ateşiyle yanıp tutuşurken kalbi aşk ateşiyle kavruldu…

Süheyla'nın adı, 'iyi huylu, sakin' anlamına gelir ancak aldanmayın, yol boyunca elinde muştasıyla aşk ve intikam duygularıyla örülmüş ince bir ip üzerinde ustalıkla yürüyecek gerçek bir kahramandır aslında. O zeki, yumrukları kadar dili de sert bir kadındır. Romanda Demir'le de tanışacaksınız. Aşkın muhatabıdır kendisi. Süheyla'nın intikam mücadelesinde en büyük yardımcısı olacaktır.



Süheyla bizim kitaplarda okuduğumuz ahu gözlü, dolgun göğüslü, manken gibi bir çıt kırıldım değil bu karakter alışılmışın çok dışında, vurdumu oturturan erkek Ayşe'lerden. Ne istediğini bilen, aşırı derece kontrollü ve soğuk kanlı bir kadın.
 
İlk defa bu kadar baskın bir kadın karakteri okuyorum, Süheyla’ya bayıldım. Keşke ondaki güç ve irade bende de olsaydı diye kıskandım.



Kitap benim için şahaneydi, okurken büyük bir keyif aldım. Neden bilmiyorum ama konusu bana çok farklı geldi ya da farklı gelen ve ilgimi çeken Süheyla karakteriydi. Demir ‘e de bayıldım onun o “Kadın” diye biten cümleleri ancak Demir’e bu kadar yakışır ve ancak Süheyla’ya söylenebilirdi.

İkili arasında geçen diyologlar zekice yazılmış, yazarın hakkını vermek lazım. Uzata uzata bayıla bayıla anlatılan aşk hikayelerinden sıkıldıysanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Keşke bitmeseydi dediğim kitapların arasına girdi, yazarın da okuduğum ilk kitabı ama daha şimdiden diğer kitaplarını almayı kafama koydum.

9 Eylül 2015 Çarşamba

Deniz Feneri Koyu - Kimberley Freeman

Tanıtım Bülteninden 
Sayfa Sayısı: 488 
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadya Yayınları

"Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…"

Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella'dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini…

Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu'nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…

Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu'nda saklı.

"Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor."
-Publishers Weekly-



İlk olarak "Kır Çiçeği Tepesi" kitabını okumuştum ve yazarın kalemini çok beğenmiştim. Çok duygu yüklü bir hikayesi vardı, geçmişle bu günü harmanlayarak yazmıştı bakalım bu kitabı nasıl diye merakla elime aldım ve beni hayal kırıklığına uğratmadı.

Farklı yüzyıllarda yaşayan iki kadının geçmişini bırakıp kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalıştıkları ve yıllar sonra deniz feneri koyunda kesişen hayatlarını anlatıyor.

190-- Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella winterbourne  ve kocası ile birlikte çok kıymetli olan bir asayı kraliçeye ulaştırmak için gemi yolculuğuna çıkarlar ama gemi batar ve sadece isabella o kıymetli hazine ile kazadan kurtulur. Kıyıya çıktığı zaman 80 küsür km yolu yürüyerek deniz fenerine ulaşır ve orada Matthew ile tanışır. Ve bu adam geçmişini geride bırakıp yeni bir hayat kurmak için bu genç kadına yardım elini uzatır.

2011--  Libby 20 yıl önce kardeşi işe kırgın olarak deniz feneri koyundan ayrılıp Paris'e yerleşmiş ve 12 yıl boyunca evli bir adamla hayatını geçirmiştir ve bu zaman zarfı boyunca ne kızkardeşini ne babasını görmemiştir. Ama sevgilisinin ölmesi ile deniz feneri koyunda kendisi için aldığı eve giderek bazı şeyleri yoluna koymayı dilemektedir ve burada 1901'de batan gemiyi araştırarak ve kendine yeni bir yol çizerek yaşamına yeni bir yön vermeye çalışmaktadır.

Yine dugusal bir kitap, yine akıcı sayfalar, yine merak dolu bir konu.
Okumaya değer.



5 Eylül 2015 Cumartesi

Gözlerindeki Canavar - J.M. Darhower

Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.
(Tanıtım Bülteninden) 
Sayfa Sayısı: 448 
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı


Karissa 18 yaşında yurtta kalan bir üniversite öğrencisi. Babası onları terk etmiş hiç tanımıyor, paronayak annesi ile oradan oradaya taşınarak büyümüş.

Ignazio Vitale, 38 yaşında siyah takımlı, yakışıklı, karanlık ve zengin bir adam.

Ateş ve barut yan yana durur mu tabiki durmaz aynı kitapta olduğu gibi...

Karissa ve Ignazio ilk defa okul koridorlarında karşılaşırlar, ikinci karşılaştıklarında ise Karissa gözlerini adamın evinde açar, artık o Ignazio değil Naz olarak hayatına girmiştir bile.  Olaylar bundan sonra başlıyor ve Karissa yakışıklı Ignazio'ya karşı koyamıyor. Onunla birlikte oluyor, onunla vakit geçiyor ama aslında kim olduğunu hiç bilmiyor, geçmişi hakkında hiçbir şey öğrenemiyor ta ki kitabın sonuna kadar. Daha fazla yazıp kitabın cazibesini kırmak istemiyorum. =))

Yetişkin kategorisinde bir kitap olduğu için yine erotik bölümler var, Vitale yani kısaca Naz'ı "Senin yerinde olsaydım" kitabında ki karakter Chris'e benzettim biraz, yaşı, tavrı, duygusuzluğu, kuralları... Karissa'nın pek bir özelliği yok zaten kitabı Naz'ın hareket ve davranışları götürüyor. Sonu ise ikinci kitaba olan merakı arttırarak bitmiş ama ne yazık ki ikinci kitap henüz basılmamış bende merakta kaldım.


25 Ağustos 2015 Salı

Kır Çiçeği Tepesi - Kimberley Freeman

Bazen kader, hayatımızdaki kişilerle sınar bizi.
Ki hayaller bu sınavı geçmek için yeterli değildir...

1929 yılında Glasgow'da yaşayan genç, güzel Beattie'nin büyük hayalleri vardır, ta ki evli sevgilisi Henry'den hamile kalana kadar... Çocuğunu evlatlık vermek üzere dünyaya getirmeden hemen önce Henry karısını terk edip Beattie ile birlikte Londra'ya kaçmaya karar verir. Orada kendilerine yeni bir hayat kuracaklardır.

Tam seksen sene sonra kader, Beattie'nin torunu Emma'ya oyununu oynayacaktır. Ünlü bir balerin olan Emma, geçirdiği sakatlık nedeniyle kariyerinden vazgeçerek aile bağlarının olduğu Avustralya'ya dönmek zorunda kalır. Büyükannesinden ona kalan çiftliğe vardığında, tek amacı oradaki eşyaları düzenlemektir. Ancak dört bir tarafı sararmış fotoğraflar ve eski mektuplarla çevrili olan Emma, geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir aile sırrını çözmeye çalışırken bulur kendini. Emma attığı her adımda büyükannesiyle kaderlerinin nasıl da bir örüldüğünü keşfedecektir.

Kır Çiçeği Tepesi, yalnızca iki kadının hikâyesini barındıran yürek burkan bir roman değil, ayrıca insanın elindeki gücü ve bu gücü keşfettiğinde neler yapabileceğini ortaya koyan bir başyapıt.

"Romanın gücü, Freeman'ın oluşturduğu karakterlerin yanı sıra aşk, nefret ve utancı nasıl işlediğine de dayanıyor. Hem Beattie hem Emma kendilerini yeni bir hayata başlarken buluyor. Okuyucuları kâh neşelendiren kâh üzen de bu kadınların hikâyesidir."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden) 
Sayfa Sayısı: 536 
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadya Yayınları
=========================================================================

Hani bazı kitaplar vardır, sinemaya da uyarlansın istersiniz, bundan çok güzel film olur dersiniz, bu kitapta ki Beattie'nin hikayesi de aynı film gibi insanın gözlerinde canlanıyor.

Kitapta evli sevgilisinden hamile kalıp ve onunla Dünya'nın diğer ucuna kaçan ama düşlediği gibi bir hayat yaşayamayan Beattie ile balerinlik kariyerine mecburen son veren ve ölen büyükannesinin çifliğine giden torunu Emma'nın hayatlarını anlatıyor.

Beattie'ye kanım ısındı ama Emma çok bencil bir karakter kendisini sevemedim, birde kitabın sonu benim ümit ettiğim şekilde bitmedi. Keşke yazar bir iki sayfa daha yazıp benim merakımı giderseydi.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Angela'nın Külleri & Frank McCourt

Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Broklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'in hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkacaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle beslenerek büyür. Belki de Frank'in hayatta kalmasının nedenidir bu hikâye . Frank, paçavralar giyerek, Noel yemeği için domuz başı dilenerek, ateş yakmak için sokak kenaklarından kömür toplayarak, yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının umursamaz zalimliğine katlanır. Katlandığı gibi, hakâyesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.Her sayfası, Frank McCourt'un şaşırtıcı ve sevencen mizahı ile dolu olan ANGELA'NIN KÜLLERİ, bir klasiğin tüm belirtilerini veren muhteşem bir kitap. Why Should You Doubt Me' (Benden Niye Kuşkulanasın ki?) isimli kitabın yazarı, Mary Breasted'in dediği gibi, "Frank McCourt'un kitabı çok dokunaklı, çünkü insanın yüreğini dağlayan hikayesi gerçek. Hiç kimse, hiçbir zaman yoksullukla çocukluğu böyle anlatmadı. Frank McCourt'un hikaye yazmak için sağ kalması insanı hayrete düşürüyor. Böylesine bir pislik ve sefaletten, kusursuz bir başyapıt yaratabilmiş olması da az mucize değil" 
Sayfa Sayısı: 463 
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Epsilon Yayınları


Duygusal yönü ağır basan kitaplara devam mı, devam. Dramanın dibine vurdum mu, vurdum.

Açlık ve sefalet içinde geçen bir çocukluk, sarhoş bir baba, zayıf bir anne. Birde bu yazılanların bir kurgu değilde yaşanmış bir hayat hikayesi olduğunu öğrenince daha bir üzülüyorsunuz. Yani mendiller yine yanınızda olmalı.
Yazar İrlanda da sefalet içinde geçen çocukluğunu günlük bir dille anlatıyor, daha çok hatıra anı tarzı yazılmış diyebilirim. O kadar akıcı ve sade bir dili var ki sıkılmadan bir çırpıda okuyorsunuz kitabı.

Filmi de çok güzel, çocukların oyunluğunu müthiş.
Hem kitabı okuyun, hem filmini seyredin. Sizde dramanın dibine dibine vurun.

2 Ağustos 2015 Pazar

Ardımda Kalanlar & Ellen Marie Wiseman

ıkmazdaysa yüreğiniz, hikâyemi dikkatli okuyun, belki de bu sizin hikâyenizdir…

Hiç uçurumun kenarında olduğunuzu hissettiniz mi? Ya da ayaklarınızın altındaki kaya parçalarının koparak düştüğünü… Ben artık öyle hissediyorum ve gitgide karanlığa düşüyorum. İhanetin en ağırını en yakınlarımdan gördüm. Anne ve babamdan… Tek suçum, onların isteklerine boyun eğmememdi. Tek suçum, onların değil de yüreğimin seçtiği adamı sevmemdi… Neden insanlar kendileri gibi olmayanı ötekileştirir ki? Bu başkaldırımın bedelini çok ağır ödüyorum. Bir akıl hastanesine kapatıldım. Tüm hayatım çalındı benden. Sevdiğim adam… Dünyaya getireceğim çocuğum belki de…

Ne zormuş insanın kendinde olduğunu ispat etme çabası. Ve artık aklım yerinde mi bilmiyorum ama yüreğimin hâlâ aklı başında. Buradan kurtulmak istiyorum. Gün yüzüne kavuşup rüzgârın saçlarımı savuruşunu hissetmek, denizin tuzlu kokusunu içime çekmek istiyorum. Tek ümidim bu yazdıklarımı birinin bulması. Ne kadar zaman alır bilinmez, fakat bu satırları okuyacak kişiye sesleniyorum: Benim adım Clara Elizabeth Cartwright ve bu, benim hikâyem. Seçim senin, ya hikâyeme ortak ol ya da diğerleri gibi görmezlikten gel beni… Ardımda Kalanlar, anlattıkları ve karakterleriyle kurgu ürünü olsa da hikâyenin çıkış noktası gerçeğe dayanmaktadır. Tüm gizemleri içinde barındıran, duygu yüklü bu kitabı gözyaşları eşliğinde bitirdiğinizde, kendinizi sorgulamadan edemeyeceksiniz…

"Muhteşem bir kurguya sahip olan Ardımda Kalanlar, tüm okul ve halk kütüphanelerindeki yerini almalı."
-Voya, Lindy Gerdes-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 440

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadya Yayınları



 Geçmişle bugünü harmanlayarak anlatılan bir hikaye daha...
Geçmişten gelen Clara ve bugünü yaşayan Izzy.

Clara, sevdiği adamı onaylamayan anne ve babası tarafından bir akıl hastanesine kapatılıyor. Daha sonra olaylar çorap söküğü gibi geliyor. Hastanede yaşananları okudukça yok artık diyeceksiniz.
Kendisinin deli olmadığına bir türlü inandıramıyor ve dahası hamile olduğunu söylediği halde kimse sağlık kontrollerini yapmıyor. Zamanı gelince bebeği doğuyor ve elinden alınıyor. Sevdiği adam onu buluyor, hastaneden çıkarmaya çalışırken ölüyor. Annesi babasını da kaybedince deli olmadığına kimseyi inandıramıyor ve yıllarca akıl hastanesinde ömrünü tüketiyor. Ömrünü tüketirken birçok deneylere ve acılara maruz kalıyor.
Bir insan bu kadar acı ve eziyete nasıl katlanabilir...
Kısacası gani gani üzüleceğiniz, gözlerinizin dolacağı bir kitap.



19 Temmuz 2015 Pazar

Geçmişin Karanlık Yüzü - Stuart Woods

Zor bir kadınım
ve artık bir süreliğine durmak,
az da olsa nefes almak istiyorum.
Fakat bunu gerçekleştirmem
mümkün mü, onu hiç bilmiyorum…


"Bu kitap tam bir heyecan fırtınası. Zor bir kadının kararlarına siz de ortak olacaksınız."
Publishers Weekly

"Sayfaları birbiri ardına, en akıcı haliyle dizmeyi başarmış bir yazar. Her sayfasında yeniden heyecanlanacaksınız."
Booklist

"İşler hiç bu kadar karışmamıştı. Stuart Woods, gerilim edebiyatının çok
büyük ustalarından biri."
Barnes and Noble

"Stuart Woods'un karakterleri can yakıyor. Geçmişin Karanlık Yüzü, bu kadar güzelliği içinde barındıran ender romanlardan biri."
New York Times 
Sayfa Sayısı: 386
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Martı Yayınları
=========================================================================

İşte yine bir polisiye kitap.
Tess Gerritsen'in anlatım tarzına çok benzettim.

Konusuna gelince; Holly CIA da çalışmaktadır, mecbur kaldığı bir tatile çıkar ve eski nişanlısının ona bıraktığı eve geri döner. Burada kadınlara tecavüz edip öldüren bir seri katil vardır ve bu katilin kendisine saldırmasıyla olayların içinde bulur kendini.

Kitabın ortalarına geldiğimde iki kişiden süphelenmiştim ve sonlarına doğru birini eledim kafamda. Ve seçtiğim kişi sonunda katil çıktı. Sanırım polisiye kitapları fazla okuyunca sonucunu da tahmin edebiliyorsun. Birde kitapta erkekler sürekli nefis yemekler yapıyorlar, insanın karnı acıkıyor =)

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Fatma Erdek - Melekler Zamanı

Hafif acılar konuşabilir ama, derin acılar dilsizdir.

Aşk; herkesin yüreğindeki boşluğa göre şekillenen, herkesi farklı bir yerden vuran, herkesi başka bir iman ve ibadetle dolduran, öylesine sınırsız ve öylesine belirsiz bir kavramdı ki.

Aşk bir evrendi. Sonsuzluğun içinde, milyarlarca tür barındıran, kimi ateşten, kimi ışıktan, kimi dumandan, kimi yeşilden, kimi beyazdan, kimi sudan, kimi topraktan...

Milyonlarca farklı yıldız, canlı, cansız ve bilinmezden oluşan evren kadar zengin... Milyonlarca şarkıya, şiire ilham olacak kadar bereketli...

Kimine umut getirecek kadar parlak. Kimini umutsuzluğa mahkûm edecek kadar karanlık. İşte bu kadar değişken, bu kadar tanımsız bir şeydi aşk...

Bir tek, tarafları net ve değişmezdi. Bir "seven" bir de "sevgili..."

Yusuf ve Yesra... İki kardeş...Tek can... Ve onları ayıran babaları... Küçük Yusuf'u tarikatın emrine gönderirken, gencecik Yesra'yı yaşlı tarikat liderine eş olarak verir.

Sonra...

Sonrası mücadeleci Yusuf'un tarikattan kaçışı ve Barlas oluşu. Hayatı keşfi . Mucizelerin ona getirdiği hayatının melekleri Nesil ve Ekin. İç içe geçmiş, soluk soluğa okunan bir adamın iki hayat mücadelesi. Yesra ve Yusuf'un yürek burkan, sarsan hikâyesiyle irkilecek, Nesil ve Barlas'ın aşklarıyla yaşamın ne denli bir mucize olduğuna tanıklık edeceksiniz...
Sayfa Sayısı: 554
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ephesus Yayınlar
=========================================================================

Neden daha önce alıp okumamışım ki ben bu romanı.

Fatma Erdek'in kalemini çok sevdim.

Öyle hüzünlendim öyle duygulandım ki okurken.Küçük Yusuf'a mı üzeleyim yoksa Barlas'ın haline mi bilemedim... Okurken aklım bıraktığım sayfa da kaldı, devamını rüyalarımda ben şekillendirdim diyebilirim.

İki hayat arasında sıkışıp kalan bir adam ve ona ışık olmak üzere gönderilmiş bir çocuk ve bir kadın... Ben çok sevdim kitabı mutlaka okuyun derim.

14 Temmuz 2015 Salı

Öksüzler Treni - Christine Baker Kline

Bazen içinizdeki çocuk geçmişinizde hapsolur ve siz o çocuğu kurtarmak için tüm umutlara sımsıkı sarılırsınız…

Binlerce çocuk düşünün, ya ailesini hiç tanımamış ya da ailesini kaybetmiş. Kimsesiz çocukları düşünün, gülen gözleriyle size bakan. Tek istedikleri sıcak bir yuvayken, tek umutları ise onları bilinmeyen geleceklerine taşıyan Öksüzler Treni'dir.

1929 yılı Amerika'sında Vivian Daly de o trende yolculuk eden çocuklardan sadece biridir. Küçük yaşta hayatın zorluklarıyla karşılaşan Vivian, bir şekilde kaderine yön vermek zorundadır. Bunu gerçekleştirme gücünü de ona nereden geldiğini hatırlatan aile yadigârı kolyesinde bulacaktır…

On yedi yaşındaki Molly Ayer, son şansını da tüketmek üzere olduğunun farkındadır. Ona bakmakla yükümlü olan aileyle arası iyice açılan Molly'nin tek şansı, kamu hizmeti adına doksan bir yaşındaki yaşlı bir kadının çatı katını temizlemeye bağlıdır. Molly bu işi gönülsüzce yapacak olsa da aslında o yaşlı kadınla ne kadar çok ortak yönleri olduğunu yaşayarak öğrenecek ve geçmişte hapsolan ruhlarını özgür bırakma yollarını onunla birlikte keşfedecektir.

Öksüzler Treni ikinci şansları, beklenmedik dostlukları ve bizi kim olduğumuzu keşfetmekten alıkoyan sırları barındıran muhteşem bir roman.

"Sürükleyici… Bir eve ait olma hissini arayan iki kadının yürek burkan hikâyesi."
-Publishers Weekly-
Sayfa Sayısı: 368 
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadya Yayınları
=========================================================================

Okurken karektere üzüldüğüm, "yazık ya" dediğim hikayelerden.

Öksüzler Treni 1850-1900lü yıllarda gerçekten var olmuş bir tren.
Kimsesi olmayan çocukları bu trene toplayıp kasaba kasaba gezdirip aile bulmaya çalışıyorlar.
Tabi aileler genelde kendilerine iş yapabilecek bedava çalışabilecek çocuklar aramakta.
Sefalet, açlık, hakaret, dayak, tecavüz girişimi daha 10 yaşlarında olan bir kızın yaşadığı travmayı düşünün...
Bu kitabı okurken elinizden bırakmak istemeyeceksiniz...
O küçük kıza yardım etmek isteyeceksiniz.
Hiçbir çocuğun böyle acılar çekmesini istemeyeceksiniz...

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin

93 yıl önce yazılmış bir eser, 45 yıllık bir kitap. 
Kimilerinin bayılarak okuduğu kimilerinin ise klasik Türk romanı diyerek okumaya gerek duymadığı bir eser. 
90 küsür yıl önce yazıldığını düşünmeyen için evet basit gelebilir ama o devir için bence mükemmel bir eser. 

Ben sevmiştim çeşit çeşit ismi olan:
Feride'yi
Çalıkuşu'nu
Gülbeşeker'İ
İpekböceği'ni... 
Konusu hala aklında olan nadir kitaplardan birisidir. Bulursanız okuyunuz bence...