Annesini ve babasını hiç tanımamış 7-8 yaşlarında hiç
arkadaşı olmayan bir çocuk düşünün. Dedesinden başka seveni yok. En
büyük sığınağı hayalleri, dedesinden dinlediği masallar ve efsaneleri.
Dedesinin dürbünü ile Isık Göl’e bakıp babasının içinde olduğunu
düşündüğü Beyaz Gemi’ye balık olup yüzdüğünü hayal ettiği masum bir
düşüncesi var. En çok dedesinin anlattığı Maral Ana efsanesini seviyor.
Bu
çocuk o kadar yalnız ki vadideki kayalara isim takarak kendine arkadaş
yapmış, dürbünü ve çantası ile konuşup hayallerini anlatıyor. Ailesi
yanında olmadığı için ezik. Zalim eniştesini hiç sevmiyor, kendisine
çocuk veremedi diye halasını sürekli dövüyor, yaşlı dedesine her işini
yaptırıyor. Dedesini de anlıyor hem kızı için hem de bu yaşta nereye
giderim korkusu yaşayarak sesini çıkartamıyor.
Kitaptaki
isimsiz çocuğu okurken kendimi onun yerine koydum, yalnızlık ve
sevgisizlik çok zor. Orozkul enişteye çok kızdım, dedeye de bir o kadar
acıdım. Ve kitabın sonu hiçte mutlu bitmiyor. Hayatın acımasızlığı kitap
sonunda bir kez daha yüzünü gösteriyor işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder